Her insan bir işe başlamadan önce o işle ilgili niyetini kendisine belirtir ve o niyeti doğrultusunda planını, programını yapar ve o doğrultuda eylemlerde bulunur. Bu niyet aynı zamanda insanın amacıdır. İnsan kendi niyetini ne kadar saflık, temizlik ve içtenlik duyguları içerisinde belirliyorsa, o kişi o kadar amacında başarılı olacak demektir. Aksi durumda, yani kişinin niyetinde bir art niyet söz konusu olduğunda ise kişinin içerisinde olduğu eylem planı bir süre sonra iflas edecektir. Çünkü başlangıçta samimi olamamıştır ve bu samimiyetsizlik bir yerde vücutta aksaklıklara sonuç açacaktır. En başta kişi kendisine karşı samimi olmadığı için kişisel bütünlüğünden tavizler verecek, çelişkiye düşecek ve bu durumda kişi bir süre sonra güçsüzleşmeye başlayacaktır. Bir başka deyişle, var olanları yok saymak bu sonucu doğuracaktır.
Açıklamasını yaptığım niyet tanımlamasını günlük hayatımız içerisinde düşünecek olursak eğer; günümüzde dürüst politikacıların olmamasından hayıflanıp, sonra da seçmenler olarak hiçbir eylemde bulunmaz isek, işte o zaman bizde yukarıda sözünü ettiğim bir duruma düşüyoruz demektir. Yani hem dürüst politikacı istiyor hem de bunun için girişimlerde bulunmuyorsak, o zaman bu durum bizim kişisel bir bütünlük içerisinde olmadığımızı gösterir. Yani, düşünce, söz ve eylemlerimizin birbirleriyle uyuşmaması durumudur. Bu durum ile birlikte siyasilerde şu güzelim tablodan faydalanıp anormal olan bir durumu normalleştirme çabası içerisine girer.
Yıllardan beri biz seçmenler aslında bu anormal durumu o kadar çok kabul edip normalleştirmişiz ki artık bunu sorgulama gereği bile duymaz hale gelmişiz. Hatta, birisi bize içinde bulunduğumuz bu yanlış durumu fark ettirecek olsa dahi, hemen “E o kadar dürüst değil ama iş de yapıyor yahu.” sözünü kullanır hale gelmişiz, kabullenmişiz. O zaman şimdiye kadar hangi politikacı tamamıyla dürüst olmuş ki? Böyle bir politikacı mı gelmiş ki memlekete? diye soracak olacaksınız belki ki ama haklı değilsiniz. Çünkü bu memlekette dürüst politikacı yoksa önce kabahati de kendimizde aramalıyız. Biz yaratmadık dürüst politikacıları. Çünkü hep tavizkar olduk, göz yumduk, izin verdik. Onlarda alanı boş buldular, hepimizi kandırdılar, kandırıyorlar.
Yalnız sözde olduğu zaman üzerimize diyecek yok, çok güzel eleştiriyoruz, yeriyoruz ve hatta çok güzel küfür de ediyoruz ama icraat yok işte! Düşüncede var, sözde var ama eylemde yok iseniz o zaman sizin kendinize saygınız da yok demektir. İlk paragrafta da bahsettiğim gibi, o zaman siz de kişisel bütünlük içerisinde değilsiniz demektir. Özünüze ihanet ediyorsunuz demektir. Yok eğer, içinizden inanmıyor ve yine bir şeylerin değişmesi gerektiğinden konuşuyorsanız o zaman yine kendi kendinizi aldatıyorsunuz, yalan söylüyorsunuz demektir. Bu da kişinin kendisine yaptığı büyük bir saygısızlıktır. Yine bütün bunların yanında, eğer kendinize saygınızın olduğunu, yani kişisel bir bütünlük içerisinde olduğunuzu düşünüyorsanız ve sizi yönetenlerin sizi aldatmasına, isteklerinizi bastırmasına, sizi dinlememesine, sizi küçük görmesine izin veriyorsanız o zaman sizin koyundan başka bir farkınız yok demektir. Çünkü koyunda kendi içinde kişisel bütünlük sergiler zaten ve ne düşünüyor, hissediyorsa onu eylemlerine de döker (döktüğünü sanır), yani doğal davranıyordur! Fakat güdülüyordur işte!
Yazan: Efe Büyük*
Yazıldığı Tarih: 21/11/2008
*Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Lisans Öğrencisi